NERO`YA
‘’Her ölüm dünyada bir çatlak açar –bir
boşluk bırakıp öyle gider her kişi:
öteki kişiler
de, şimdi, o çatlağı kapatmakla, o boşluğu doldurmakla
görevlendirilmiş
hissederler kendilerini.’’
Oruç Aruoba (1948 – 2020)
Uzun bir süre yazmaya ara vermiştim, kimi zaman yazmak
istediğim konular olmadı değil. Çeşitli sebeplerle ertelediklerim olduğu gibi,
yazmak için kuvvetli neden bulamadığım temalar da... ta ki Nermin ansızın aramızdan ayrılana kadar.
Oruç Aruoba`nın ölümü
çatlağa benzeten metaforunu günlerdir düşünüyorum. Hayatımızdan bir
sevenimizin daha eksilmesi, kıymet verdiklerimizin artık yanımızda olmayacağı
hissi hep ağır gelir insana. Bu durumu kabullenmek, yokluğa alışma fikri her
haliyle gündelik davranışları zora sokar. Geride kalanlara yani bizlere,
bırakılan çatlakları doldurmak kolay değildir, herkes kendince yaşadığı ömründe
bir görkem taşır ve herkes kendine biriciktir.
İnsan varlığı tarihler boyunca önce doğayla sonra da kendisiyle
mücadele yürütülmüş, ki birbirimizin kurdu olmaya da ısrarla devam ediyoruz.
Fakat yaşam ve yok oluş konusu hep gündemini koruduğu gibi, esasta yaşamın anlamı
nedir sorusu peşimizi bırakmayacak, bu belli. Sahi yaşam bir anlama sahip mi, yoksa biz mi anlamı yaratıyoruz? Son belirlemeyle; yaşamımızı
çevreleyen koşullar, kültür, eğitim, kurduğumuz insan ilişkilerinin toplamı ve
daha bir sürü bileşenleriyle bizdeki oluşturduğu duyumsamaya anlam diyoruz, bu yanıyla hem dinamik ve
hem de sabitlenmesi mümkün görünmüyor aslında.
Oysa bu kasveti senin yaşama hevesin, keyfin ve gülüşün darmadağın
ederdi Nermin`cim. Yirmili
yaşlarımızın ortamında her şey daha bir başkaymış, ne de tasasızmışız değil mi?
Birlikte geçen zamanlarımıza hep kıymet verdik, özen gösterdik, dahası
birbirimize kız kardeş yakınlığındaydık. O nedenle kırgınlıklarımız da oldu,
yanlış anlamalarımız da. Ama günün sonunda tatlı tatlı sohbete kaldığımız
yerden devam ederdik. Sonra mektuplar yazdık birbirimize, daha dün bana
gönderdiğin güzelim el yazına dokundu gözlerim ve ellerim.
Ayrıca sen benim okul arkadaşımdın. Ortaokul`a birlikte
gidişimiz, senin dersleri pek takmayışın, benim öğrenci düzenime gıcık oluşunu
unutmak mümkün mü? En iyi olduğun İngilizce dersindeki bilgini bana sunman,
sınavlarıma hazırlanırken ders anlatışını nasıl unuturum? Aslında meselenin
merkezine halen gelemedim, konu sensin canım kız kardeşim, bu yazı sayesinde
seni anlatmak istiyorum, başarabilecek miyim onu da bilmiyorum. En çok da anılar
canlanıyor, geçen zamanın sarkacında gidip gelirken... Bitimsiz sohbetlerimiz,
bir de geniş ailemize kattığın en değerli varlıklar olan yeğenlerimle geçirdiğim
o özlenilesi zamanlar..
Bugün seni sonsuzluğa uğurladık, bize bıraktığın iyi ve
özel anılara tutunacağız, yaşamın anlamına sığınacağız. Ama en çok da 3 M`ye sarılacağız, çünkü; onlar biraz
sen, sen de biraz onlarsın. Bugün hiç görmediğim kadar gül bahçelerine
rastladım, çok sevdiğin beyaz güllerin ise sana selamları vardı.
Yaşamak için geldiğimiz bu gezegende, hayatlarımızı güzelleştirmek ve yaşanası kılmak gibi bir meşgalesi var insanın. Kederli günlerin ağır topuzu omuzlarımızda dursa da, hayat bizi gerçeğine çağırıyor. Gözbebeklerimize bakan, kıymet verdiklerimizin hatırına; her şeye ve herkese karşı sorumluluğa ve dahası ayağa kalkmaya çağırıyor.
Elli iki yılı bir sayfada anlatmak tabii ki mümkün değil,
beni bağışla gönlü geniş kız kardeşim.
Anılarda ve gönüllerde hep yaşayacaksın NERO`m, elveda!
Özden Çiçek
10 Haziran 2026 /Hannover

